Sitelerimize toplam 458,451 kişi girmiştir. Yaklaşık son bir aylık giriş sayıları ise şöyledir:
Perşembe (7 Haziran) :
5,695 kişi
Cuma (25 Mayıs) :
5,008 kişi
Çarşamba (6 Haziran) :
5,364 kişi
Perşembe (24 Mayıs) :
5,210 kişi
Salı (5 Haziran) :
5,487 kişi
Çarşamba (23 Mayıs) :
4,687 kişi
Pazartesi (4 Haziran) :
5,344 kişi
Salı (22 Mayıs) :
4,791 kişi
Pazar (3 Haziran) :
5,706 kişi
Pazartesi (21 Mayıs) :
4,425 kişi
Cumartesi (2 Haziran) :
5,569 kişi
Pazar (20 Mayıs) :
4,934 kişi
Cuma (1 Haziran) :
5,431 kişi
Cumartesi (19 Mayıs) :
4,733 kişi
Perşembe (31 Mayıs) :
5,677 kişi
Cuma (18 Mayıs) :
4,678 kişi
Çarşamba (30 Mayıs) :
5,102 kişi
Perşembe (17 Mayıs) :
4,890 kişi
Salı (29 Mayıs) :
5,224 kişi
Çarşamba (16 Mayıs) :
4,197 kişi
Pazartesi (28 Mayıs) :
5,117 kişi
Salı (15 Mayıs) :
4,018 kişi
Pazar (27 Mayıs) :
5,665 kişi
Pazartesi (14 Mayıs) :
4,422 kişi
Cumartesi (26 Mayıs) :
5,410 kişi
Pazar (13 Mayıs)
4,210 kişi
- YENİ -
Sayın Adnan Oktar aleyhinde iftira sitesi açan bazı şahıslara cevap:
Siz internet başına oturup gece gündüz site yapıyorsunuz. 4-5 günde yaptığınız siteyi hukuk bürosu bir kalemde kapattırıyor. Siz hareketsizlikten aydedeye döndünüz, futbol topu gibi oldunuz. Sayın Adnan Oktar bayağı faydalı işlerle uğraşıyor. Tam anlatabildim mi bilmiyorum. Siz anlayın. Enayiliğinize doymayın. Sayın Adnan Oktar'ın çok faal olmasından rahatsızsınız ya, o yine rahatsız olduğunuz faaliyetleri yapmaya devam ediyor. Ateistlerle, masonlarla, komünistlerle işbirliği yaparak Sayın Adnan Oktar'a siz saldırdıkça, o büyüyor ve güçleniyor.
- YENİ -
Mine G. Kırıkkanat'ın 6 Haziran 2007 tarihli köşe yazısında Ateizm.org sitesi yetkilisi yaptıkları hatanın, yanlışın kendilerine belirtilmediğini, uyarılmadıklarını söylemiş, uyarılsaydık bu hatayı yapmazdık demek istemiştir. Halbuki hukuki açıdan defalarca uyarılmışlardır. Bu hususu kendileri de çok iyi biliyorlar. Ancak son derece lakayt davranmışlardır. Türk adaletinin demir yumruğu bu adaletsizliği, bu haksızlığı bitirmiştir.
- YENİ -
Kerem Gürtuna
Cevat Babuna , L.Semin Babuna
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2007/24782 hz. no'lu soruşturma neticesinde 24.05.2007 tarihinde sanıklar Kerem Gürtuna, Zihni Gedik, Cevat Babuna ve Lütfiye Semin Babuna aleyhine "silahla tehdit", "mala zarar verme" ve "hakaret" suçlarından kamu davası açılmıştır. Kadıköy Savcılığı, sanıklar Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik hakkında, iddianameye bağlanan dosyadan tefrik ederek, bu eylemlerine ek olarak ayrıca "yağma" suçundan soruşturma başlatmıştır.
- YENİ -
Yelkenci ailesi hakkında çeşitli suçlardan süren soruşturmalardan bazıları şöyledir:
1. Kübra Yelkenci, Önder Yelkenci ve Nuran Yelkenci hakkında Ayvalık Cumhuriyet Başsavcılığınca "adam kaçırma" suçundan açılan 2007/1077 Sor numaralı tahkikat
2. Nuran Yelkenci hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "adam kaçırma" suçundan açılan 2007/32315 Sor numaralı tahkikat
- YENİ -
Kerem Gürtuna ile ilgili birçok adli kovuşturma devam etmektedir. Bunlardan bir kısmı aşağıdadır.
İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığınca "yasadışı örgüt" suçundan açılan 2007/977 Sor numaralı tahkikat
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "silahlı tehdit" suçundan açılan 2007/24782 Sor numaralı tahkikat
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "silahlı tehdit" suçundan açılan 2007/27061 Sor numaralı tahkikat
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "adam kaçırma" suçundan açılan 2007/32315 Sor numaralı tahkikat
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca "gasp" suçundan açılan 2007/26321 Sor numaralı tahkikat
- YENİ -
Harun Yahya sitesinin ismini kullanarak insanları aldatmak amacıyla yahyaharun.com diye bu örgütün lideri Edip Yüksel tarafından bir site kurulmuştur. Örgüt üyeleri bu siteyi Adnan Oktar aleyhinde kullanmışlardır. Ancak Türk adaletinin demir sillesi, komünist derin devletin yönlendirmesi ile yapılan bu tuzağı bozmuştur. Bu örgütün lideri olan Edip Yüksel, Ulu Önder Atatürk'e, Türklüğe, Cumhuriyete, TBMM'ye, Yargı Organlarına, kahraman ordumuza, şanlı askerlerimize ve Emniyet Teşkilatına ağza alınmayacak hakaretler etmektedir. Bu yüzden İstanbul 13. Asliye Ceza Mahkemesinde 2007-403 E sayılı dosya ile görülen davada Edip Yüksel hakkında yakalama emri verilmiştir. Türk polisi tarafından halen aranmaktadır.
- YENİ -
Komünist derin devlet yapılanmasının kullandığı ikinci yer ise forum.ateizm.org sitesidir. Bu site isminden de belli olduğu gibi alenen Allahsız olduklarını iddia eden ateistlerin sitesidir. Bu site, komünist derin devlet yapılanmasının BAV'a karşı ne tip örgütlenmeleri kullandığının bir başka delilidir. Bu iki site de Türk adliyelerinin aldığı kararlarla kapatılmıştır. Komünist derin devlet yapılanmasının bu illegal faaliyetleri hakkında ilgili resmi birimlerce soruşturma başlatılmıştır.
- YENİ -
CMK 250. Maddesine göre kurulan İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi Savcılığının 2007/977 Sor. Sayılı dosyasında aşağıdaki kişiler hakkında Türk Ceza Kanununun 220. Maddesi çerçevesinde örgüt kurmak suçundan kovuşturma başlatılmıştır:
1- Bahadır Vardar
2- Edip Yüksel
3- Emel Tezyapar
4- Türkan Akyüzalp
5- Semin Babuna
6- Cevat Babuna
7- Rezzan Aydınoğlu
8- Rukiye Şimşek
9- Kerem Gürtuna
10- Zihni Gedik
11- Çakır Gedik
12- Kübra Yelkenci
13- Nuran Yelkenci
14- Önder Yelkenci
-YENİ-
Sayın Adnan Oktar'ın aleyhinde faaliyet yapan komunist derin devlet çetesine mensup kişilerin, onun aleyhinde psikolojik propaganda yaptığı www.yahyaharun.com ve www.forum.ateizm.org adreslerinde bulunan iki internet sitesini Türk adaletinin demir yumruğu yerle bir etmiştir.
Bu
kişiler www.harunyahya.org sitesinin isminin tersini alarak kendilerince kurnazlık yapıp Adnan Oktar aleyhinde, halkı aldatmaya yönelik site açmaya kalkışmışlardır.
Bir de Adnan Oktar aleyhtarlarının kimlerle işbirliği yaptığına dikkat etmek lazım. Bir tarafta Reşat Halife'ye peygamber diyen, namazları kısaltan, çıplak namaza izin veren, Ehli sünnete şiddetle karşı olan Edip Yüksel, diğer tarafta ise açık açık Atesit yani Allahsız olduğunu ifade eden bir ekip.
Peygamberimiz (sav) "Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 33) sözleriyle Mehdi'nin ortaya çıkacağı dönemde herkesin bu mübarek şahıstan bahsedeceğini haber vermiştir.
BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI DAVASINDA BASINDA YAYINLANAN İFTİRALARA CEVAP
Yargıtay'ın verdiği kararda, EBRU ŞİMŞEK YÖNÜNDEN İDDİALARIN İFTİRA OLDUĞU ANLAŞILMIŞ VE DAVANIN BERAATİ BU AÇIDAN ONANMIŞTIR. FATİH ALTAYLI İLE İLGİLİ SUÇLAMALAR DA daha önceden MAHKEMELERDE BERAAT ALMIŞTIR. YARGITAY BUNU DA ONAMIŞTIR. Ayrıca kararda davada yargılanan SANIKLARIN YARISI AÇISINDAN DAVA DÜŞMÜŞTÜR.
Olayın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra bir kısım haberlerde yaşı küçük kız çocuklarından bahsetmeye başladılar. KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU İDDİASI TAMAMEN YALANDIR. Emniyet aşaması dahil, olay boyunca İFADE VEREN HANIMLARIN HİÇBİRİ 18 YAŞINDAN KÜÇÜK DEĞİLDİR. 18 yaş küçük kız demek değildir.
Bu hanımların hepsine bu ifadeler baskı ve zor altında, KENDİ RIZALARI DIŞINDA İMZALATILMIŞTIR. Sonra bu kişiler SAVCILIKTA BUNLARIN İFTİRA OLDUĞUNU KABUL ETTİLER.
ŞANTAJ İDDİASI DA TAMAMEN UYDURMADIR. Buna dair DAVA DOSYASINDA TEK BİR TANE ŞANTAJ KASETİ, FOTOĞRAF, BİR DELİL, BELGE, veya herhangi bir MAĞDURE YOKTUR. BU YÖNDE SAVCILIKTA İFADE VERMİŞ TEK BİR KİŞİ DE YOKTUR.
Bu iddiaların hepsi ÖNCEDEN HAZIRLANIP İŞKENCE İLE İMZALATILMIŞ EMNİYET İFADELERİNE DAYANDIRILMAKTADIR.
Bugüne kadar atılan tüm İFTİRALAR MAHKEMELER HUZURUNDA DELİLLERİ İLE AKLANMIŞTIR.
Tüm bu iftira ve karalama kampanyalarının sebebi BAV'ın Türkiye'de komünist terör örgütlerine karşı, antidarwinist, antimateryalist, antidialektik, antimarksist mücadale yapan tek kuruluş olması ve Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinin dünya çapındaki etkisidir.
Bir kısım basın iftiralarını çok çirkin ve seviyesiz boyutlara vardırmış, BAV'a yönelik suçlamalarda birtakım "küçük kız çocukları"ndan bahsedildiğini idida etmiştir. 8 yıl önceki emniyet ifadelerine hayali bir senaryo daha eklenmiştir. Bu ifade tümüyle gerçekdışıdır. ŞANTAJ VE BUNA DAİR KASETLER, BELGELER, FOTOĞRAFLAR, KANITLAR OLDUĞU İDDİALARI NASIL YALANDAN İBARETSE, "KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARI"NIN VARLIĞI DA HAYALİ BİR SENARYODAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. ORADA İFADE VEREN BAYANLAR ARASINDA 18 YAŞINDAN KÜÇÜK HİÇ KİMSE YOKTUR. 18 YAŞ İSE, "KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU" DEMEK DEĞİLDİR. Bu bayanlara da emniyetteki ifadeleri tehdit, baskı ve zor kullanılarak imzalatılmıştır. Hepsi de savcılıkta bunun iftira olduğunu kabul etmişlerdir. Sırf son 30 yıl içinde bile iftiraya dayalı polis ifadelerine imza atan pek çok mağdur insan vardır. BAV camiası da böyle bir durumla karşı karşıyadır. İsteyen herkes, bu iddiaların doğruluğuyla ilgili olarak açık olan mahkeme dosyasını inceleyip bakabilir: Farklı kişilerin ifadelerindeki kes-yapıştır şeklinde kopyalanan bölümler çok açık bir şekilde bu kağıtların önceden hazırlandığını ortaya koymaktadır.
GÜNLERDİR BİR KISIM BASIN MANŞETLERDEN HABER VERİYOR. PEKİ O ZAMAN KİMDİR BAHSEDİLEN BU KÜÇÜK KIZ ÇOCUĞU? BİR KİŞİ ÇIKIP DA BU KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARI GERÇEKTEN VARSA NEDEN İSİMLERİ BELLİ DEĞİL DİYE SORMUYOR? EN AZINDAN RUMUZLARI YA DA İSİMLERİNİN BAŞ HARFLERİ OLMASI GEREKMEZ MİYDİ? NE POLİS TUTANAKLARINDA, NE EMNİYET İFADELERİNDE BÖYLE BİR KONU YOKTUR. 18 YAŞ VE ÜSTÜ 'REŞİT' KABUL EDİLİR. DOLAYISIYLA NASIL Kİ KAMERALAR, BELGELER, FOTOĞRAFLAR BİRER HAYAL ÜRÜNÜYSE, KÜÇÜK KIZ ÇOCUKLARI DA TÜMÜYLE HAYALİ İNSANLARDAN İBARETTİR.
"... (Mehdi) İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr (azap) ve haksızlığa maruz kaldık (uğradık)." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55)
"Mehdi, bizden, Ehl-i Beyt'tendir... Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için ahireti dünyaya tercih etmiştir. Benim Ehl-i Beytim (soyum) muhakkak benden sonra bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır.
Benden sonra Ehl-i Beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda (sürgüne) maruz kalacaklardır." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)
Peygamber Efendimiz (sav)'in sözlerinde görüldüğü gibi, Hz. Mehdi ve neslinin hepsi azap, işkence, iftira ve baskıya uğrayacaktır. Hz Ali (ra)'den itibaren bu böyle başlamıştır. Hz. Mehdi de dahil bu şekilde devam edecektir. Bu rivayetler bunu gösteriyor. Hz. Mehdi'nin hakimiyetinden sonra ortam altınçağa dönecektir. Fitne, fücur, zulüm ve haksızlığa uğrama dönemi sona erecektir.
Hıncal Uluç, "Adnan Hoca çok yanlış yolda, gençler bana uysun" diyor.
Hıncal'dan bir şiir
NE SAĞDAYIM, NE SOLDAYIM,
KUŞ UÇMAZ KERVAN GEÇMEZ
BİR YOLDAYIM,
OLSA OLSA TONTON AMCAYIM.
Ahir zamandaki ahlaki bozulma nedeniyle insanlar Mehdi'ye şüpheyle yaklaşacaklar, onun İslam ahlakını yaymak amacıyla yaptığı faaliyetlerin değerini anlamayacak, hatta bu kıymetli şahsın hizmetlerini engellemeye çalışacaklardır. Bu nedenle Mehdi uzun yıllar boyunca insanlar arasında tanınmayacaktır. Tam aksine toplumun önemli bir kesimi onu -tarihteki birçok Müslümanı, elçileri ve peygamberleri suçladıkları gibi- dinlerini dejenere etmekle, sapkınlıkla, yalancılıkla ve daha birçok asılsız iftiralarla suçlayacaklardır. Ancak, hadislerde işaret edildiği üzere Mehdi çok üstün bir sabır ve tevekkülle karşılık verecek, Allah'ın dinini yaşamadaki kararlılığından taviz vermeyecektir. İnkar edenlerin tüm çabalarına rağmen Allah, Mehdi'yi tüm bu karalama ve iftiralardan temize çıkarıp, onun şanını yüceltecektir.
Peygamberimiz (sav), Mehdi'nin göstereceği bu üstün ahlakı hadislerinde şöyle belirtmiştir:
İnsanlar, hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir. (1) Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de (öldürme tehdidinin) onu vazgeçiremeyeceği Ehli Beytime mensup birisi sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir. (2)
Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde de tüm bu baskı ve saldırıların Mehdi'yi daha da güçlendireceğine işaret etmiştir:
Mümin şahıs (Mehdi) Deccal'i görünce: "Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği Deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer (Deccal) onu iki eli ve iki ayağı ile yakalar da fırlatır atar. İnsanlar Deccal'in onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir cennet içine atılmıştır. (3)
Hadiste mecazi anlamda kullanılan, Mehdi'nin "sırtı ve karnının dövüle dövüle genişletilmesi" ifadesine göre Mehdi'ye saldırıldıkça, ünü ve şanı yayılacak ve rivayetteki işari anlamıyla etkisi giderek genişleyecektir. İslam alimleri tarafından bu hadis bu şekilde yorumlanmıştır.
Yine hadiste "Deccal'in Mehdi'yi bir ateş içine atması" ifadesine göre, Hz. İbrahim gibi Mehdi'yi de manevi bir ateşte yakacaklarını iddia edecekler, ama Allah o ateşi soğuk ve esenlik kılacak ve inkar edenlerin tuzaklarını bozacaktır.
"Mehdi Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır." (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39) hadisiyle bildirildiği gibi, Mehdi en güç şartlarda bile engelleri aşıp yoluna devam edecektir.
1- (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 23)
2- (Kitab-ül Burhan fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, Ali b. Hüsameddin el-Muttaki, s. 12)
3- (Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, s. 40s
Ahmet Vardar önce kendi oğlunu ıslah etsin, sonra etrafına akıl vermeye kalksın.
Bahadır Vardar'ın faaliyetlerinden, hakkında açılan davalardan babasının haberi var mı? Ahmet Vardar, Sayın Adnan Oktar ile uğraşacağına kendi oğlunu terbiye etmeye çalışsa daha iyi olmaz mı? Poliste verilen ifadelerin geçersiz olduğunu herkes bilir. Sayın Adnan Oktar savcılıkta da, mahkemede de, poliste verdiği ifadeleri reddetmiştir ve işkence altında verdiğini söylemiştir. Ahmet Vardar'ın kendisi o devirde polis sorgusuna girseydi, bülbül gibi şakırdı. Sayın Adnan Oktar'ın anlattıklarının on mislini katarak anlatırdı.
Ahmet Vardar'ın oğlu hakkında açılan şu davalardan haberi var mı?
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) Savcılığınca örgüt kurmak suçundan 2007/977 sor. sayılı tahkikat yürütülmektedir. Ayrıca suça teşvik suçundan 2007/9239 sor. numarasıyla Üsküdar Savcılığınca tahkikat yürütülmektedir. Türk mahkemelerine, Türk yargısına ve hükümete yönelik suç teşkil edecek sözlerinden dolayı dava açılmıştır. Ayrıca Atatürk'e yönelik çirkin ifadelerinden dolayı da dava açılacak. İstanbul DGM'deki (İstanbul Geniş Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bu bilgiler mevcut. Buradan gerekli bilgiyi öğrenebilirsiniz.
ANADOLU AJANSI'NIN DAHA ÖNCE DE VERDİĞİ
PEK ÇOK ASPARAGAS HABER VARDIR
Anadolu Ajansı'nın asparagas ve yalan haberleri ile ilgili kendi açıklamaları şöyledir:
... Biz dönem dönem böyle flaş haberler veriyoruz. Önemli şeyleri. Bazen bizim flaşımız yalan çıkabiliyor...
Anadolu Ajansı'nın, BAV mensuplarıyla ilgili zamanaşımıyla sonuçlanan mahkeme kararının, Yargıtay tarafından bozulduğu şeklindeki haberi tümüyle gerçek dışıdır. Yargıtay'ın resmi bildirilerinde, bu konuda henüz herhangi bir karara varılmadığı belirtilmektedir. Bu durum, ortaya atılan bu asparagas haberin yargı kararını etkileme ve kamuoyunda infial oluşturma amaçlı olduğunu göstermektedir. Nitekim Anadolu Ajansı'nın daha önce de verdiği pek çok asparagas haber vardır. Bu asparagas haberlerden basında gündeme getirilenlerden bazıları şöyledir:
1-Anadolu Ajansı haberinde"Elazığ'da bir operasyonda ele geçirilen dökümanda Fethullahçıların Emniyet'teki yapılanmasını ortaya koyan somut bilgiler ele geçirildi."demişti. Bu konuda iddiaların dayandırıldığı Elazığ Emniyet'inin görüşlerine başvurulduğunda ise, Emniyet Müdür Vekili Hüseyin Akay, bu haber yapılırken Anadolu Ajansı'nın kendilerinden bilgi almadığını belirtti. Akay, "adı geçen şahsın ne Hizbullahçı, ne Fethullahçı, ne de PKK'lı olduğu konusunda elimizde bir bilgi yok" açıklamasıyla ajansın haberini yalanladı. Sonuçta ajansın sözlerinin aksine 'Emniyet'te Fethullahçı yapılanma iddiaları'nın asılsız ve asparagas haber olduğu ortaya çıktı.
2-Anadolu Ajansı, bacakları, raydan çıkan Kurtalan ekspresinin vagonlarından birinin altında kalan uzman çavuş Mustafa Kemal Aspar'ın, olay sırasında "kendi bacaklarına 7 el ateş ettiğini ve böylece iki bacağını birden kopardığını" yazmıştı. Ertesi gün ise, bir gün önce Anadolu ajansının haberine dayanarak bu olayı aktaran tüm gazeteler, bu haberin asparagas olduğunu duyurdular. Gerçekte uzman çavuş bacaklarına değil, yardım istemek için havaya ateş etmişti. Anadolu ajansı bir kez daha asparagas bir habere imza atmıştı.
3-Anadolu Haber Ajansı, AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen için güya "Türkiye'ye tam üyelik değil, AB'yle özel ilişki önerdik" şeklinde bir açıklama yaptığını duyurdu. Bu asparagas açıklama Sayın Rauf Denktaş'ın da yanlış bilgilendirilmesine ve hayali senaryo üzerine yanlış yorumlar yapmasına neden oldu. Verheugen, Anadolu Haber Ajansı'nın maksatlı olduğu şeklinde yorumlanan bu yalan haberini gecikmeksizin yalanlandı. Anadolu Ajansı'nın asılsız bir haber daha vermiş olduğu onrtaya çıktı.
4- Anadolu Ajansı'nın, İnsan Hakları Derneği hakkında verdiği yalan haber ile hedef göstermesi sonucunda derneğin genel merkezi polis tarafından basılarak arandı. Polis baskının gerekçesi Anadolu ajansının, "İHD'nin Yunanistan'dan para aldığı" şeklindeki asparagas haberiydi. Ancak Anadolu Ajansı'nın, Yunanistan Haber Ajansı ANA'ya dayandırarak verdiğini söylediği haberin Yunanistan'daki orjinal metni incelendiğinde, AA'nın haberinin gerçek dışı olduğu açıkça ortaya çıkmıştır.
5-Anadolu Ajansı, asparagas haberle, isimlerini de belirterek Danıştay'da saldırıya uğrayan üyelerden bazılarının öldüğünü duyurarak, pek çok ailenin büyük bir acı ve yıkım yaşamasına neden oldu. Saatlerce bu yalan haberin gündemde kalmasının ardından, yetkili ağızlardan yapılan açıklamalarda gerçekte hiç "ölü olmadığı" belirtildi. Anadolu Ajansı verdiği yalan haberle pek çok ailenin mağdur olmasına neden oldu.
6-Anadolu Ajansı tarafından "Şanlıurfa'da yurtta iki genç kızın tacize uğradığı" haberini duyurdu. Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, böyle bir taciz olayı olmadığını belirterek Anadolu Ajansı'nın haberinin gerçekdışı olduğunu söyledi. Nimet Çubukçu, ajansın haberi doğrulamak için kendisine ulaşamadıkları şeklindeki iddialarının da gerçeği yansıtmadığını belirtti. (Bugün, 02.11.2005)
7- Dönemin Diyarbakır valisi Nazif Kayalı, Anadolu Ajansı'nın, Diyarbakır'ın Avdalı köyünde yaşanan "Ahırda Eğitim" konulu haberinin gerçekleri yansıtmadığını ve düzmece olduğunu belirtti. Haberi yapan AA muhabirleri hakkında soruşturma yürütüldü. (Akit, 31. 08. 1998)
8- Anadolu Ajansı, Cezayir Cuntası tarafından geçilen ve "Müslümanların kadın ve çocukları katlettiği" iftirasına dayanan bir habere, hiçbir araştırmaya tabi tutmadan geniş çapta yer verdi. İngiliz Observer gazetesinde bu haberin gerçekte yalan olduğu; Cezayir'de kadın ve çocuklara yönelik vahşi saldırıların cunta tarafından yapıldığı ifşa edildi. Ancak AA bu durumu dikkate almadı ve asparagas haberlerine devam etti. (Akit, 30.05.1997)
9- Anadolu Ajansı, Maliye Bakanlığı'nın Kombassan Holding'e 2,5 trilyon liralık vergi cezası kestiğini duyurdu ve haber tüm TV kanallarında yayınlandı. Haber, Holding Yönetim Kurulu Başkanı tarafından şiddetle protesto edildi ve ilgili kurumlar hakkında tazminat davaları açılacağını belirtti. (Akit, 29.09.1998)
10- Anadolu Ajansı, Ergani Lisesi'nde okuyan oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında taşlı sopalı kavga çıktığını, olayda 6 öğrencinin yaralandığını, 25 öğrencinin de tutuklandığını belirtmişti. AA muhabiri hakkında Emniyet görevlilerince soruşturma başlatıldı.
11- Anadolu Ajansı'nın duyurduğu "Aydın'da minübüs tarandı" haberi de asparagas çıktı. "Otobüs sahibine silahlı saldırı" haberi Anadolu Ajansı tarafından "AYDIN'DA YOLCU OTOBÜSÜ SİLAHLA TARANDI" şeklinde verildi. Olayın araştırılması üzerine Anadolu Ajansı'nın bu haberinin de asparagas olduğu ortaya çıktı. http://arsiv.zaman.com.tr/2001/02/17/hodrimeydan/hodrimeydan.htm
BASINDA ANADOLU AJANSI'NIN YALAN HABERLERİ HAKKINDA YER ALAN YORUMLAR
... Fırat Havzası Gazeteciler Birliği Başkanı Şükrü Kacar, devlet ajansının bu tür haberler yaparken mutlaka yetkili mercilere sorması ve detaylı bir araştırma yapması gerektiğini belirtti... "Anadolu Ajansı devletin resmi haber kurumu olmasına karşın araştırma yapmadan haberi servis yapmış..." Kacar, "Basın Kanunu gereği devam eden bir adli soruşturmada, soruşturmanın yürümesi hariç, onun içeriği ile hakimin kanaatine etki edecek haber yapılamaz." dedi.
...edindiğimiz izlenim, haberin adı geçen muhabir tarafından olay yerine gitmeden "toparlandığı" yönünde; tıpkı öbür gazetelerin haberlerinde olduğu gibi...
BAV DAVASI'NDA VERİLEN ZAMANAŞIMI KARARINI KALDIRMAK AMACIYLA, YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ ÜYELERİNE BASKI YAPILMAKTADIR. 4422 SAYILI YASANIN ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN 10 SENE OLMASINDAN İSTİFADE EDEREK BAV DAVASINI BİRAZ DAHA YAŞATMAK İSTEYEN BİRİLERİ, "YARGITAY BAV DAVASINDA 4422 SUÇU OLUŞTUĞU İDDİASIYLA KARARI BOZDU" ŞEKLİNDE BİR HABER YAYINLATMIŞLAR, DAİRE ÜYELERİNİ BU ŞEKİLDE YÖNLENDİRMEYE ÇALIŞMIŞLARDIR.
Aralarında Sayın Adnan Oktar'ın da bulunduğu 36 kişi hakkında açılan "Bilim Araştırma Vakfı Davası" 11.1.2000 tarihinde İstanbul 1. DGM'de başlamıştır. Davada BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal ettiği öne sürülmüştür. Savunma'nın bu iddiayı tümüyle çürütmesi üzerine DGM "4422 iddiası mahkememizce benimsenmemiştir" sözleriyle görevsizlik kararı vermiştir.
Bu karara karşı yapılan itiraz da üst mahkeme tarafından reddedilmiş, böylece BAV Camiası'nın 4422 sayılı yasayı ihlal eden bir yönünün bulunmadığı 2 ayrı mahkeme kararıyla kesinlik kazanmıştır. BAV Dosyası bu tarihten sonra tam 7 mahkeme dolaşmıştır. Bunların hiçbiri "bu davada 4422 suçu var" dememiştir.
Dava en son İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gelmiştir ve 24 Kasım 2005 tarihinde 6 sanık hariç diğer tüm sanıklar bakımından zamanaşımı kararıyla sonuçlanmıştır. (2004/337 esas sayılı dosya)
Davası zamanaşımına girmeyen 6 sanık bakımından dava kaldığı yerden devam etmiştir. "Çete" suçlamasının mahiyeti gereği iddialar herkes bakımından ortak olduğu için, mahkeme, zamanaşımı kararından önce araştırdığı hususları aynen araştırmayı sürdürmüştür. (2006/26 esas sayılı dosya)
Bu kapsamda Ebru Şimşek'in iddiaları, gizli kamera iddiaları, şantaj ve tehdit vs. iddiaların tümü incelenmeye, bunlarla ilgili karşı deliller toplanmaya ve karşı tanıklar dinlenmeye devam edilmiştir. Bu nedenle, davanın içeriğinde ve seyrinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Mahkeme sanki Sayın Adnan Oktar ve diğerleri hala sanıklarmış gibi aynı iddialar üzerinden incelemesini sürdürmüştür.
Savcılık Makamı 17.11.2006 tarihinde esas hakkında mütalaasını vermiştir. Savcılık, mütalaasında, sadece 6 sanık yönünden değil, Sayın Adnan Oktar ve davanın tüm diğer sanıkları yönünden değerlendirme yapmıştır. Dosyada hiçbir suç bulunmadığını belirten savcılık Ebru Şimşek'in iddialarının doğru olmadığını ayrıntılı olarak vurgulayarak beraat kararı talep etmiştir.
Altı sanıkla süren dava 22.1.2007 tarihinde beraat kararıyla sonuçlanmıştır. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi savcılığın görüşünü aynen benimseyerek BAV Davası yargılananlarının hiçbirinin hiç bir suçla ilgileri bulunmadığını hükme bağlamıştır. Bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiş, böylece SayınAdnan Oktar da dahil tüm sanıklar aklanmıştır.
BAV Davası'nın zamanaşımına giren ilk bölümü bu arada Yargıtay'a gelmiştir. Yargıtay Savcılığı incelemesini yaparak zamanaşımı kararının onanmasını talep edip dosyayı 05.04.2006 tarihinde Yargıtay 8. Ceza Dairesi'ne göndermiştir.
İşte bu noktada, BAV Davası'nı uydurma isnatlarla oluşturan karanlık çete tekrar devreye girmiştir. Devletimizin bazı etkili kurumlarının içine sızmış komünistlerden oluşan bu çete, çeşitli kolları vasıtasıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesi üzerinde ağır baskı kurmuştur.
Aylardan beri faaliyetlerini sinsice sürdüren çete bugün (18.5.2007) suçüstü yakalanmıştır. Çete tarafından yayınlatıldığı anlaşılan bugün tarihli düzmece haberde güya Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin BAV Davası'nda verilen zamanaşımı kararını bozduğu ve güya BAV Camiası'nın "çıkar amaçlı suç örgütü kurmak" suçundan yargılanacağı belirtilmiştir.
OYSAKİORTADA BÖYLE BİR YARGITAY KARARI YOKTUR. BAV Davası'nın avukatları bu haberi araştırdıklarında haberin tamamen masabaşında uydurulmuş düzmece bir metin olduğu ortaya çıkmıştır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi dosyayla ilgili müzakerelerini henüz tamamlamamıştır. Doğal olarak da bir karar verilmiş değildir. Nitekim Yargıtay'ın www.yargitay.gov.tr adresindeki internet sitesinde bu davanın karşısında "DOSYA SONUÇLANMADI" ibaresi çıkmaktadır.
Peki ortada bir karar yoksa o halde nasıl böyle bir metin uydurulmuştur? Tek tek hangi sanık için ne yapılacağını Daire'nin ağzından anlatan bir "karar metni" nereden çıkmıştır? Konu araştırılınca anlaşılmıştır ki, BAV'la uğraşan karanlık çete, haberdeki iddiaları, Yargıtay içindeki bazı adamları kanalıyla daire üyelerine kabul ettirmeye çalışmaktadır.
Çete, genel seçim sürecinin getirdiği karmaşa ortamından yararlanarak kendince son darbeyi vurmayı hedeflemiştir; istediği yönde bir kararı çıkartabilmek için söz konusu haberi yayınlatmıştır. Bu haberi Doğan Grubu'na bağlı yayın organları hemen yayınlamış, diğer gazeteler itibar etmemiştir. Haber bir Anadolu Ajansı muhabirinin fısıltısından ibarettir, somut bir bilgi veya belgeye dayanmamaktadır. Savunma avukatlarının (mesainin sonuna kadar Yargıtay'da bulunmalarına rağmen) dosyada herhangi bir karar olmadığı yönünde bilgi almalarına karşın, ve daire görevlilerinin de bu yönde bilgi vermelerine karşın böyle bir yayın yapılması yayınların kötü niyetli olduğunu ortaya koymaktadır.
Bir insanın BAV Davası'nda 4422 sayılı yasanın ihlali bulunduğunu söylemesi için o kişinin gözlerini husumet bürümüş olması gerekir. Çünkü BAV Davası'nda 4422 bulunmadığını, hem İstanbul 3. DGM hem de İstanbul 4. DGM karara bağlamıştır. Bu dosya dava sürecinde 2 kere Yargıtaya gidip gelmiş ve tam 7 mahkeme değiştirmiştir. Dosyayı bu aşamaya kadar inceleyen, 4422 sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını açıkça belirten ve bunu kabul eden adli mercileri saymak gerekirse:
İstanbul 3. Devlet Güvenlik Mahkemesi
İstanbul 4. Devlet Güvenlik Mahkemesi
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi
Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesi
Yargıtay 5. Ceza Dairesi
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi (ikinci kere)
İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
Tüm bu mahkemeler ve Yargıtay daireleri, savcılarının da görüşlerine uygun olarak, dosyanın 4422 sayılı yasa değil, TCK 313 maddesi kapsamında olduğunu kabul etmişlerdir.
Özellikle de, İstanbul 3 No'lu DGM'nin 4422 Sayılı yasanın unsurlarının bulunmadığını belirten kararından sonra dosyagörev ve yetki sorununun çözülmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi'ne gönderilmiş,Yargıtay dosyanın TCK 313 madde kapsamında, adli yargı mahkemelerinde görülmesine karar vermiş, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ni görevlendirmiş,yani dosyada 4422 SAYILI YASANIN UYGULAMA ALANI BULUNMADIĞINI bir kez daha tespit etmiştir.
Bu dosyayı inceleyen mahkemelerin, savcıların ve Yargıtay hakimlerinin hiçbiri bugüne kadar 1 kere bile "burada 4422 ihlali var" dememiştir. Üstelik, bu dosyada en son karar veren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi BAV Davası'nda (4422 suçu bir yana, bundan çok daha hafif olan) TCK 313 suçu bile bulunmadığını tesbit etmiştir. Bu karar da kesinleşmiştir.
Şimdi, ortada bu kadar mahkeme kararları varken, kim oldukları bizce malum birilerinin "burada 4422 suçu var" iddiasını Yargıtaya benimsetmeye çalışmalarının nedeni, 4422 sayılı yasanın zamanaşımı süresinin 10 yıl olmasıdır. Çete kendince bu uydurma iddiayı Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin üyelerine benimseterek davayı biraz daha yaşatmayı hedeflemektedir.
Kerem Gürtuna'nın Bilim Araştırma Vakfı ile herhangi bir bağlantısı olmamıştır. "Daha önce BAV ile bağlantım vardı" şeklinde verdiği beyanat doğru değildir.
Garip Bir Alınganlık
Kerem Gürtuna'nın akrabasıyım diyen bir kişi aradı. Kerem Gürtuna'dan Kız Kerem diye niye bahsediyorsunuz dedi. Ben de yarası olan gocunsun, Kerem Gürtuna ile neden bağlantı kurdunuz diye cevap verdim. Nereden ve nasıl bağlantı kurdukları da çok şaşırtıcı.
Babam Cevat Babuna, en ağır hasta olduğum günlerde tedavi masraflarım için para vermeyi reddetmiş, beni ölüme terketmişti. Ne zaman, tedavi olmazsam öleceğimi hatırlatıp ilik nakli için para yardımı istesek, "BAV mensupları 1'er milyar versin, Oktar'ın nakil parası tamamlanır" diyordu. Yakınları da babamın ne kadar cimri olduğunu bilirler. Parayı çok sever. "Kurtulacağını bilsem para veririm, ama zaten kurtulma ihtimali yok, paramı neden boşuna harcayayım" diye televizyonlardan da bu durumu bütün Türkiye'ye açık açık ilan etmişti.
Silikonlu İblis Nuran'ın, kocasıyla ters ilişkiye sokup seyrettiği homoseksüel Kız Kerem'i her konuda yönlendirdiğini öğrendim. Kız Kerem'in abisi bir süre önce boş bir arazide eline bir silah tutuşturulmuş olarak ölü bulunmuştu. Bu cinayeti Silikonlu Nuran ve Kız Kerem'in birlikte önceden tasarlayarak (taammüden) işlediğine dair güçlü duyum ve deliller var. Benim tespit ettiğim durum bu. Ben sadece Kız Kerem'in yaptığını araştırıyordum. Son aldığım duyuma göre bu cinayette sadece Kız Kerem'in parmağının olmadığı, cinayet planını Silikonlu İblis Nuran ile birlikte yaptıkları duyumuna ulaştım. Delillerini toparlamaya devam ediyorum.
Silikonlu Nuran'ın şimdi de Sayın Adnan Oktar'ı öldürtmek için Kız Kerem ile beraber plan yaptığını duydum. Adam kaçırma, tehdit, şantaj, kadın satma, uyuşturucu temin etme gibi konularda Saxo Q lakaplı kızı ile birlikte hareket eden Silikonlu İblis Nuran'ın yaptığı suçların açık delillerine adım adım ulaşıldığını duydum. Maalesef bir kısım resmi çevrelerden ve bir kısım basın mensuplarından da destek alan ve onlara kadın temin eden bu kişi hakkındaki bilgileri toparlamaya devam ediyorum.
Silikonlu İblis Nuran'ın, kocasından boşanıp Kız Kerem'e kendisiyle evlenmeyi teklif ettiğini son olarak haber aldım. 'Böylece bir çok ihale alırız, bir çok iş yaparız' dediğini duydum. İhale dediği şeyler bir çok mafya türü gayri kanuni işler. Bu tip karanlık işleri birlikte yapalım şeklinde teklif getirmiş.
Kız Kerem'in "Bir arkadaşım oraya gelecek, seninle birşey konuşmak istiyor" diye abisini boş bir arsaya götürdüğünü ve burada abisini yanında bulundurduğu ruhsatsız silahla eline eldiven takarak vurduktan sonra, abisinin eline silah tutuşturup kendince olaya mafya çatışması süsü vermek istediğini duydum. Abisinin yapılan adli tıp incelemesinde elinde bir barut izine rastlanmamıştır. Kız Kerem'in vermek istediği mafya çatışması izlenimi de inandırıcı olmamıştır. Ayrıca bu aklı ona Silikonlu Nuran'ın verdiğini orda burda anlattığını duydum. Yanındaki psikopat mafya mensubu tetikçilerine de övünerek cinayeti nasıl işlediğini anlattığını duydum.
İhale şeklinde adam kaçırma alıkoyma tehdit ve şantaj gibi işlerden para kazanan Silikonlu Nuran ve tetikçisi olan Saxo Q lakaplı kızı son icraatlarında yine adam kaçırma ve alıkoyma suçundan güvenlik birimlerince suçüstü yakalandı.
Kız Kerem'in işlediği cinayette Silikonlu İblis Nuran'ın ona akıl verdiği, yöntem öğrettiği şeklinde duyumlara ulaştım.
MANYAK GERGEDAN VE KIZ KEREM'İN TUZAKLARINA DİKKAT
Manyak Gergedan lakaplı psikopat bir homoseksülle yıllardan beri karı koca hayatı yaşayan Kız Kerem, bu sapık ilişkinin öğrenilmesi üzerine dışarıdan bulduğu zavallı bir kızla anlaşarak göstermelik bir evlilik yapma hazırlığında. Bu yöntemle kendince homoseksüel yaşantısını çevresinden gizleyebileceğini zannetmektedir. Böylece ağlarına düşürecekleri gençleri ehli sünnet harici sapkın inançlarına ve kendi çirkin emellerine alet edebileceklerini düşünmektedirler.
Sitelerimize toplam 327,456 kişi girmiştir. Son iki haftanın giriş sayıları ise şöyledir:
Cumartesi (12 Mayıs) :
4,219 kişi
Cuma (11 Mayıs) :
4,197 kişi
Perşembe (10 Mayıs) :
3,915 kişi
Çarşamba (9 Mayıs) :
3,823 kişi
Salı (8 Mayıs) :
3,745 kişi
Pazartesi (7 Mayıs) :
3,694 kişi
Pazar (6 Mayıs) :
4,055 kişi
Cumartesi (5 Mayıs) :
4,112 kişi
Cuma (4 Mayıs) :
3,456 kişi
Perşembe (3 Mayıs) :
3,842 kişi
Çarşamba (2 Mayıs) :
3,319 kişi
Salı (1 Mayıs) :
3,840 kişi
Pazartesi (30 Nisan) :
3,106 kişi
İblis Nuran interneti ve bilgisayarı kullanmayı çok iyi bildiğini düşünerek, akıl almaz rezilliklerini internete şifreli olarak koymuş. Deli cesareti ile Kız Kerem'in, kendisinin, kızı Q'nun, kocasının ve oğlu Ö'nün sapık ilişkilerinin videolarını yayınlamış.
Video da kendi eliyle önce Kız Kerem'e, sonra kocasına makyaj yapıyor. Onları, peruk ve makyaj malzemelerini kullanarak kadın kılığına sokuyor. Sonra da çırılçıplak bir şekilde karşılarına oturup onların birbirleri ile cinsel ilişkiye girmelerini izliyor.
Önce Kız Kerem, İblis'in kocasıyla ters ilişkiye giriyor, sonra da kocası Kız Kerem'le. Bu esnada İblis Nuran da karşılarında bacaklarını açmış kahkahalarla gülüyor.
İblis Nuran bu görüntüleri internete, kimsenin göremeyeceğini düşünerek koymuş. Bu çetenin akılsızlıkları ve rezillikleri insanın aklının alamayacağı ölçüde.
Diğer bir filmde de İblis Nuran, kızı Saxo ya da Tanker lakaplı Q ile birlikte bir yatakta ensest lezbiyen ilişkiye girerken, yanlarındaki yatakta da İblis'in oğlu (Ö) ve Kız Kerem ters ilişkiye giriyorlar. O sırada kadın kılığı içinde olan kocası da onları gülerek videoya alıyor.
Bu durum artık adiliğin de üzerinde çıldırmışlık. Ben bu videoları yayınlamaya haya ederim.
Bu arada film boyunca İblis Nuran, Kız Kerem'e "Kız Kero", kocasına da direk yüzüne karşı "Boynuzlu" diye hitap ediyor. Sürekli olarak "Boynuzlu sen şöyle geç, Boynuzlu biraz yana kay, ileri git..." şeklinde sesleniyor. Kocası da bunu çok normal karşılıyor, onlar da Silikonlu İblis Nuran'a, çekilen filmin süresi boyunca sadece "İblis" diye hitap ediyor.
Silikonlu iblis Nuran evli olduğu halde ve bu ihtiyar haliyle BAV camiası içinden hem kendisine hem de saxo veya tanker lakaplı kızı Q'ya koca aramıştır. Bununla da yetinmemiş maddi çıkar elde etmek için çok uğraşmıştır. Ticari ortaklık kurmak, oğlunu ortak yapmak istemiş ancak BAV camiası bu kişiyi kendisinden kararlılıkla uzak tutmuştur. Çünkü her türlü ahlaksızlığı yapabilecek bu insan çok arsız ve asalak bir kişiliğe sahiptir. Utanma hissi olmayan, haysiyetsiz biri olduğunu herkes bilir. İstediklerini elde edemeyince müthiş kinlenmiş ve satanistlerden destek alarak karanlık planlar yapmaya başlamış iftirayla komployla kendince birşeyler yapabileceğini düşünmüştür.
İblis Nuran'ın internet yazışmalarından pasajlar;
- Arkadaşları "Yolun var mı bu aralar" diye soruyorlar.
- O da "Kokoş kazlar var onlara çobanlık yapıyorum. Onlardan birşeyler yoluyorum..."
- "... Sürüyü genişletmeye çalışıyorum..."
- "... Bizim kızın alet bozuldu ordan para kazanamıyorum." diyor.
- "Kim bunlar" diye soruyorlar. İblis Nuran da "Biri tombul karpuz, doktorun bunak karı iki, üçüncüsü de şu kozmetikçi karı" (Evlere gidip kozmetik ürünleri sattığını iddia ederek kadın pazarlayan kişiyi kastediyor) diye cevap veriyor.
"Bunlar un çuvalı gibi, çırptıkça çıkıyor bunlardan bir şeyler."
Şifreli internet yazışmalarında;
- İblis Nuran'ın Kız Kerem ve kocası ile üçlü seks yaptığı,
- Kız Kerem'in kocası ile ilişkiye girdiği, İblis Nuran'ın da seyrettiği tarzında sapık bir ilişki içinde olduklarını öğrendim.
Ayrıca Kız Kerem'in arkadaşına gönderdiği şifreli internet mesajlarından;
- Kız Kerem'in yaşlı bir profesöre kadın kılığında hizmet ettiği,
- Akşamları onun evinde kaldığını,
-
Kız Kerem'in, "Ben böyle kıyafetleri çok severim" diyen bu yaşlı profesörle sabaha kadar sohbet edip hizmet ettiğini,
-
Yaşlı doktora kadın kılığında dans ettiğini ve eğlendirdiğini,
- Gece başına yaşlı doktordan 500 milyon aldığını,
- Bu ara parasız kaldığını "ne koparsam kardır" dediğini,
- 'Adamı yoluyorum abi' şeklinde ifade ettiğini öğrendim.
Ayrıca yine şifreli internet mesajlarından;
- İblis Nuran'ın da tek geçim kaynağının bu yaşlı doktor olduğunu,
Bu yaşlı doktorun bir çok karanlık gayrimeşru işleri ona yaptırdığı,
- Bunun karşılığında da yaşlı doktordan para aldığını öğrendim.
İnternet yazışmalarında Kız Kerem'in İblis Nuran'a kocasına hitaben "Boynuzlu" şeklinde hitap ettiğini öğrendim.
Kız Kerem'in abisi yakın zamanda şüpheli şekilde öldürüldü. Mafya mensubu olan Kız Kerem'in bu cinayette parmağı olduğu yönünde bir araştırma var. Bizzat kendisi tarafından taammüden bu cinayetin işlendiği şeklinde duyumlar var. Detaylı delilleri ile bu konu önümüzdeki günlerde gündeme gelecek.
Yine şifreli internet mesajlarından;
- Kız Kerem'in Sayın Adnan Oktar'a yönelik de cinayet planları içinde olduğunu,
-
Kız Kerem'in yanında mafya mensubu tetikçiler gezdirdiğini,
-
Evinde ve arabasında da ruhsatsız silah bulundurduğunu öğrendim.
Ayrıca,
Satanistlerle çok fazla cinsel ilişkide bulunan iblis Nuran lakaplı kadının kızı Q'nun (aynı zamanda saxo veya tanker lakaplı), rektal bölgede bulunan ve yıllardır geçmeyen inatçı siğil vakaları için doktora gittiğinde gerçekleşen muayenesinde çok fazla cinsel ilişkiden dolayı, anüs kaslarının halk arasında halka tabir edilen şekilde deformasyona uğradığı, gevşediği ve tutamayacak hale geldiği tespit edildi. Bu kişi Q lakabını da hem isminin baş harfi olduğu hem de içinde bulunduğu bu durumu sembolize ettiği için kullanmaktadır.
Bu dediklerim doğrudur ve doktor raporu ile de sabittir. Gerekirse bu raporu doktor ismini belirtmeden numarası ve doktorun orijinal el yazısı ile birlikte sunabilirim.
KENDİNİ DİN ALİMİ GİBİ GÖSTEREN SAHTEKARLAR MEHDİYE KARŞI SAVAŞ AÇACAKLAR >>>
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin, yürürken bacaklarının aralıklı olacağına işaret edilmiştir:
... Bacakları aralıklıdır... (İmam Suyuti, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Ali bin Hüsameddin El Muttaki, s. 22)
Hadislerde Hz. Mehdi'nin üzerinde pamuktan iki kıyafet olacağı da belirtilmiştir:
... Üzerinde iki pamuk abası vardır… (Kıyamet Alametleri, Berzenci, Pamuk Yayıncılık, 10. baskı, s. 163)
Ebu Umame (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis-i şerif ise şöyledir:
... Üzerinde pamuktan yapılmış iki aba olacaktır... -Ebu Nuaym tahric etmiştir- (Feraid'den, 22)
Hz. Musa'nın heyecanlı bir kişiliği vardı. Dilinde ve konuşmasında bir ağırlık vardı. Bu durumu açıklayan ayetler şöyledir:
Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç." "Bana işimi kolaylaştır." "Dilimden düğümü çöz;" "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar." (Taha Suresi, 25-28)
Allah, Hz. Musa'nın dilindeki ağırlık nedeniyle, Firavun tarafından "neredeyse sözü açıklamadan yoksun biri" (Zuhruf Suresi, 52) olarak suçlandığını ayetinde bildirmiştir. Hadislerde Hz. Mehdi'nin de konuşmasında ağırlık olduğu bildirilmektedir. Hz. Mehdi de konuşmasındaki ağırlık nedeniyle suçlanacaktır.
Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Mehdi'nin bazı zamanlarda "yavaş ve ağır konuştuğu" şöyle belirtilmektedir:
... Dilinde ağırlık vardır. Yavaş ve ağır konuştuğu zaman... (Kıyamet Alametleri, Berzenci, Pamuk Yayıncılık, 10. baskı, s. 163)
Cevatçıların
avukatı Rezzan Aydınoğlu onların hemen hemen tüm toplantılarına
iştirak ediyor. Bu kişi aynı zamanda Aydın Doğan'ın,
Fatih Altaylı'nın, Ebru Şimşek'in ve Edip Yüksel'in
de avukatı. Bilim Araştırma Vakfı aleyhine ve Adnan
Oktar aleyhine açılan davalarda genelde bu kişi görev
alıyor.
Cevatçılar, "Kesilmiş biçilmiş
defolu antikaları topluyoruz. Nerede varsa bize
gelsinler" diyorlar. Yancı Kadavra dedikleri
bir zavallıya internet sitesi hazırlattılar. Onu
da Türk adaletinin demir yumruğu yerle bir etti.
Şimdi Yancı Kadavra aç kalmış. Kendine yeni meşgaleler
arıyormuş. "Bir kaç bardak şarap verin, yemek
verin, ne isterseniz yapayım" diyerek, ona
buna yalvarıyormuş.
Semin Babuna diyor ki:
Türk kadını böyle olur. Türk kadınları bana
benzesin.
Örnek Türk ailesi böyle olur, Türk gençleri
bize benzesin.
Cevat
Babuna diyor ki:
Sn.
Adnan Oktar'ın anlattıkları yanlış, Türk
gençliği bana benzesin.
Kendilerinin
Türk gençliğine örnek olduklarını ve Türk
gençliğinin kendileri gibi olması gerektiğini
söyleyen bu ekip Türk gençliğini kendilerine
çağırıyorlar.
Gelin
sizi kendimize benzetelim diyorlar, özetle,
Türk gençliğinin kendileri
gibi olması gerektiğine inanıyorlar.
BAV
aleyhinde provokasyon tarzı faaliyetlerde bulunmak
için sık sık Ankara'ya gidip kendince çalışmalar
yaptığı bilinmektedir. Varolduğunu zannettiği
itibarını kullanarak, birçok makam ve mevkide
bulanan şahıslara gidip BAV aleyhinde kışkırtmalarda
bulunmakta. Bu kişi, tıpkı Sina Koloğlu'nun
köşe yazısında belirttiği şekilde "alacakaranlık
kuşağı" gibi toplumun bilmediği, bir çok
garip özelliğe sahip.
Türkan
Akyüzalp'e kızı Sn. Ebru Akyüzalp'ten cevaplar